• src nakliyat
  • SERHAT KIRTASİYE&KİTABEVİ ESENYURT
  • SRC SİGORTA

logo

17 Temmuz 2017

Darbe ve İşgal Girişiminin Birinci Yılında

 

FETÖ’YLE MÜCADELE

Türkiye; bir yıl önce liderinin cesaret ve kararlılığı, milletin olağanüstü direnişi ve en önemlisi de Allah’ın inayetiyle asrın felaketinin eşiğinden döndü.

Ülkemiz, 2012 MİT krizinden itibaren açık ve alenî bir şekilde FETÖ tehdidi altında. FETÖ krizini tatlıya bağlama çabaları netice vermedi; dersane tartışmalarının ardından 17-25 Aralık’ta ülkemiz FETÖ’nün polis ve yargı darbesine maruz kaldı. O tarihten itibaren devlet FETÖ ile açık bir mücadeleye başladı ve FETÖ’nün gerçek yüzünü gören muhafazakâr kitle FETÖ’ye cephe aldı.

FETÖ’nün maskesinin tamamen düşmesi, 15 Temmuz 2016 Darbe ve İşgal Girişimi ile oldu. Bütün kesimler darbeye karşı olduğunu ilan etseler de, bir süre sonra üst aklın piyonu olan malum çevreler çark ederek “kontrollü darbe” demeye başladılar. Sürecin Türkiye açısından en önemli kârı, iki partinin ittifakı oldu.

15 Temmuz 2016’dan itibaren özellikle kamuda FETÖ temizliği başladı. İhraçlar, iadeler, gözaltılar, tutuklamalar ve nihayet yargılamalarla bugüne gelindi. Sanıkların taktikleriyle yargılamaların uzayacağı anlaşılıyor. Karşımızdaki basit bir örgüt değil, dışarıda güçlüler ve dış destek almaya devam ediyorlar. Batı medyası tamamen yanlarında dense yeridir.

Kapalı devre yapıyla mücadele etmek elbette kolay değil. Hele bu örgüt üst aklın eline düşüp kontrolüne girmişse. Yazının bu noktasından sonra FETÖ ile mücadelede yaşanan aksaklıklara ve yapılması gerekenlere değinmeye çalışacağım.

İhraç ve iade işlemlerinde ister istemez yanlışlar oluyor. Ancak yanlışların oranı birilerinin abarttığı gibi asla değil. Geldiğimiz noktada, devlet kimin gerçekten FETÖ’cü olduğunu aşağı yukarı bilebilecek durumda. Hal böyle olunca bu yapıyla gerçekten ilgisi olmayanların hızlıca iadesi; kripto oldukları tespit edilenlerin de aynı şekilde hızlı bir şekilde ihracı önem arz ediyor.

İhraçlarla ilgili tartışılması gereken bir husus da kanaatimce şudur: Pişman olanlarla, yapıya bağlılıkta ısrarcı olanları ayırt etmek. Ancak birinci kuralı takiyye olan bir yapıda bunu tespit etmek de son derece zor. 40 yıldan fazla bir geçmişi olan ve sürekli içerden ve dışardan desteklenerek büyüyen bir örgütün bağlılarının minimize edilmesi önemlidir diye düşünüyorum. Bu manada 17/25 Aralık’tan itibaren pişman olduklarını ortaya koyarak yapıdan ayrılan ve bazı kriterlere dolaylı olarak takılanlar, gri kategoriye alınıp görevlerine iade edilerek sürekli izlenebilir.

Yargılamalar noktasında çeşitli görüşler ortaya atılmaktadır. Demokratik hukuk devletine yakışan adilane yargılamadır. Ancak hem sanıkların hem de sanık yakınlarının mahkemeyi tiyatroya çevirmelerine, kamu vicdanını yaralayacak tarzda insan aklıyla alay edecek savunma yapmalarına, savunmalarını ilgisiz, gereksiz ve saçma detaylarla uzatmalarına, kendilerini kahraman gibi lanse etmelerine fırsat verilmemelidir.

Devletimiz, ihraç edilenleri mutlaka sıkı bir takibe almalı özellikle polis, asker, yargı mensupları ile devletin diğer stratejik kurumlarında çalışmış olanları sürekli mercek altında tutmalı; farklı arayış içine girmeleri, yabancı istihbarat ve terör örgütlerinin güdümüne girmeleri engellenmeli, Pensilvanya ile irtibatları kesilerek eşgüdüm içinde hareket etmelerine imkân verilmemelidir.

FETÖ’yü tamamen pasifize etmek için yurt dışında da etkili mücadele yapılmalıdır. Bilindiği gibi örgütün beyin takımının neredeyse tamamı yurt dışındadır. Ne yapılıp edilmeli, bu sözde beyin takımının kamuoyu oluşturma kabiliyeti yok edilmelidir.

Yurt içinde eğitim kurumlarına el konulması işi hızlıca tamamlanmakla birlikte, bu okullarda verilen eğitim henüz istenen seviyede değildir. Hem milletin okulları haline dönüştürülen bu okullarda, devletin diğer okullarında ve hem de özel okullarda eğitim kalitesi hızla artırılarak FETÖ eğitim kurumları tamamen hafızalardan silinmelidir.

Ülkemizde bulunan yabancı okullar da bu arada yeniden masaya yatırılmalı;
ülkesine yabancı, yabancı hayranı nesillerin yetişmesine dur denilmelidir.

Yurt dışındaki okulların Maarif Vakfı’nca devralınması yavaş ilerliyor. Okulların bir kısmı farklı kişi ve şirketlere devredilerek kamufle edilmiş, dolayısıyla en azından şimdilik devralınması mümkün görünmemektedir. Bazı ülkeler bilinçli olarak, bazı ülkeler de baskı sonucu bu okulları devretmek istememektedir. Kısa vadede özellikle müslüman nüfusu olan ülkelerde Maarif Vakfı’nın devralma yerine yeni okullar açmaya odaklanması gerekiyor. Zira insanlar FETÖ okullarından kaçalım derken yabancı okulların tuzağına düşüyor.

Devlet, bir yandan FETÖ ile mücadele ederken potansiyel Fetömsü yapılar konusunda da dikkatli olmalıdır. Derneklerin, vakıfların, sivil toplum örgütlerinin, farklı cinsel eğilimdeki yapıların dışarıyla, sponsor vakıflarla, uluslarası kuruluşlarla bağları, bağlantıları mercek altına alınmalıdır. Birçok terör örgütünün sözde demokratik uzantıları dışarıdan ciddî destekler almaktadır. Bu tür yapılar deşifre edilerek özellikle gençliğin bu yapılardan uzak durması sağlanmalıdır.

FETÖ dini referansları istismar ederek bugünlere geldi. O yüzden FETÖ ile mücadelede Diyanet’e ve gerçek alimlere iş düşüyor. FETÖ’nün dini nasıl istismar ettiği tek tek, delilleriyle birlikte ortaya konulmalı, bu hususta bütün vatandaşlar aydınlatılmalıdır. Sadece FETÖ ile yetinilmemeli, varsa dini istismar eden , insanları Allah’la/kitapla/dinle kandıran diğer yapılara da müdahil olunmalı, FETÖ’den oluşan boşluğun bu yapılar tarafından doldurulmasına izin verilmemelidir. Bütün bu işler yapılırken tüm doğru, samimî ve vatanını milletini seven yapıları gücendirecek, küstürecek, incitecek tavır ve söylemlerden kaçınılmalı; laikçi ve fırsatçı çevrelerin kışkırtmalarına karşı uyanık olunmalıdır.

Üst akılla ve onların devşirmeleriyle mücadelede, devlet yalnız bırakılmamalı, topyekün mücadele edilmelidir. Ancak devlet – millet el ele verise başarılı oluruz, yoksa mevzii başarılarla övünmek / yetinmek durumunda kalabiliriz.

Şunu da hiçbir zaman akıldan çıkarmamak gerekir: Eger siz zayıfsanız; düşman da, hain de, işbirlikçi de çok olur. Düşmanın dost görünmek zorunda kalmasını istiyor, hain olmasın istiyorsak çok güçlü olmak zorundayız. Özellikle son 15 yılda yakaladığımız büyüme trendini en az ikiye – üçe katlamak zorundayız. Bilgi ve teknolojiyi tüketen değil üreten bir toplum olmak mecburiyetindeyiz. Devlet – millet kaynaşmasının önündeki tüm engelleri kaldırarak, toplum genelini kucaklamak, 80 milyonu kazanmak durumundayız. Başta savunma sanayii olmak üzere tüm sektörlerde dışa bağımlıliktan kurtulmalı; bunun için de beyin göçü veren değil, beyin göçü alan bir ülke haline dönüşmeliyiz. Son olarak şunu diyorum: İnsanımızı etnik ve mezhepsel terörün pençesinden kurtaracak tedbirleri almalıyız ki temel sorunlarını çözmüş bir ülke olalım. Zira temel sorunlar her halükarda ayakbağı olur ve istismarcılara alan açar.

Ülkemiz, milletimiz, devletimiz ve dünya mazlumları için vargücümüzle mücadeleye devam. Allah yar ve yardımcımız olsun.

Erol ERMİŞ

Etiketler: » » » » » » »
Share
652 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

9+2 = ?