• src nakliyat
  • SERHAT KIRTASİYE&KİTABEVİ ESENYURT
  • SRC SİGORTA

logo

Yazar Yavuz Ahmet KOÇ İle Söyleşi

Yazar Yavuz Ahmet KOÇ İle src haber Editörü Zuhal KOCA’nın Söyleşisi

1)Klasik bir soruyla başlıyoruz yazmaya nasıl başladınız?Ne zamandan beri yazıyorsunuz?

Bende yazma tutkusu on dört on beş yaşlarına dek uzanır. O yıllarda, ortaokulda okuyordum, Halikarnas Balıkçısının tarihi romanlarını, Murat Sertoğlu’nun Atçalı Kel Mehmet Efe’sini defalarca okuduğumu hatırlıyorum. Galiba onların etkisiyle bir şeyler yazmaya başlamıştım. Sonra doksan beş yıl yılında, Aziz Nesin’le tanıştım. O yıllarda kendimce ve illaki Aziz Nesin etkisinde mizahi-eleştirel kısa hikâye karalamalarım olmuştu. Tabi bunlar çocukça denemelerdi. Asıl nitelikli sayılabilecek ilk hikâyeleri üniversitede, doksan dokuz-iki bin yıllarında yazdım.

 

2)Roman ve öykülerinizin içeriğinden bahsettik.Başka türlerde de yazıyor musunuz?

İlk günden bu yana sevdiğim insanların hikâyelerini anlattım. Kendisine bey denildiği için alınan birisi, bir gece vakti aş eren yengeleri için ayva aramaya giden adamlar, amcasının son dileği bir sigarayı ona vermediği için suçluluk duyan bir hâkim, baharın gelişinin bir apartman sakinlerinde yarattığı küçük mutluluklar gibi. Bu hikâyeler Avangard Yayınları tarafından Pijama ve Kravat adıyla yayınlandı. Son iki yıldır ise üslup olarak daha şiirsel bir anlatıma geçmekle birlikte içerik yönüyle daha eleştirel, dünyanın gidişatından hoşnutsuz hikâyeler yazıyorum.

Romanda, iki bin on dört yılında Yakınplan Yayınlarında Şehzade Mustafa yayınlandı. Eserin asıl adı Akbabaların Yılı olsa da yayınevi, baskı aşamasında ismi değiştirmiş. Benim de kitap yayınlandıktan sonra haberim oldu. Ta iki bin altıda yazmaya başladığım o romanda, Gelibolulu Mustafa ile Taşlıcalı Yahya arasında geçtiği varsayılan üç günlük bir konuşmayı kurguladım. Bir anlamda bir röportaj roman. Şehzade Mustafa’dan ziyade bir şiirin yazılış ve haksızlık karşısında durmasını bilmiş bir aydın bilincinin hikâyesi. İkinci roman Otuz Altıncı Yemin, daha popüler nitelikli bir konuyu işliyor. İstihbaratlar arası mücadelenin orta yerindeki bir karakterin kendini tanıma hikâyesini anlatıyor. Genel anlamda üslubuma en uzak roman olsa da ben roman yazmayı asıl Otuz Altıncı Yemin ile öğrendiğimi söyleyebilirim. Azrail Menekşesi’nde ise yetmiş yaşındaki bir kadının son yedi gününü, geri dönüşlerle anlatmaya çalıştım. Divan şiirindeki harf simgeciliğinin de arka planda yer aldığı Azrail Menekşesi, iki bin yılında başlayıp da son halini ancak on üç yıl sonra verebildiğim bir aşk romanı. Bu defa âşık sevgiliyi değil sevgili âşıkları anlatacak tezini işlemeye çalışıyor.

 

3)Yazdığınız metnin bitmiş olduğunu nasıl anlıyorsunuz?Bittiğine inandığınızda kendi kendinizle hesaplaşırken göz önünde bulundurduğunuz kıstaslar nelerdir?

Ben hızlı yazan bir yazarım. Fakat tek bir esere odaklanmaktan ziyade dört beş kitabı aynı anda yazdığımdan bitirme süresi uzuyor. Asıl iş de bittikten sonra başlıyor. Çünkü bir anlamda baştan sona tekrar yazıyorum. Yapı, bakış açısı bütünüyle değişiyor çoğu zaman. Birçok kısmı çıkarıp yeni bölümler ekliyorum. Çıkardığım kısımlardan yeni bir kitap çıkabilir. Bu nedenle hiçbir zaman tam olarak bitmiş hissi uyanmıyor içimde. Mesela Azrail Menekşesi’nin devamı olabilecek Kayıp Defterlerin Peşinde adlı bir şeyler yazdım. Otuz Altıncı Yemin’i kurgu olarak birkaç bölümle sürdürdüm. Bunları yayınlamayı da düşünmüyorum. Sadece kendim için, kendimi mutlu etmek için yazıyorum. Tabi hikâyede durum farklı. Yazmaya başladıktan sonra hikâyeyi mutlaka bitiririm. Bitiremezsem o hikâye öyle yarım kalır. Bir daha dönüp tamamlamak içimden gelmez. Zira o ruh halini bir daha yakalamıyorum.

 

4)Okumaktan hoşlandığınız Dünya ve Türk edebiyatı yazarları kimler?

Yazıyla haşır neşir olan herkes elbette dünya yazınını ve yerli yazını yakından tanımak zorundadır. O nedenle bir müddet sonra işin içine ayrıntılar girer. Mesela Tolstoy’a mı Dostoyevski’ye mi yakın olmak gibi. Ben Dostoyevski’ye daha yakın olduğumu söyleyebilirim. İbn-i Rabbih, Şirazi gibi Doğu Klasiklerini severim. Ama ben daha ziyade yerli yazarlardan beslendim. Tanpınar, Oğuz Atay, Kemal Tahir, Mustafa Kutlu, Orhan Pamuk, Sait Faik, Toptaş sürekli okuduğum yazarlardır.

 

5)Adını yakın tarihte duymaya başladığınız yazarlar arasından severek okuduklarınız kimler?

Barış Bıçakçı’nın, ismini duymuş olmakla birlikte bir romanını, Bizim Büyük Çaresizliğimiz’i daha iki ay önce okudum. Diğer romanlarını bu yıl içerisinde bitireceğim. Mustafa Çiftçi de bir hikâyeci olarak yeni keşfedebildiğim yazarlardan.

 

6)Yazı yazmak sizce tek mesleğiniz olabilir mi?Örneğin Orhan Pamuk gibi zamanınızın tamamını yazmak için değerlendirme imkanınız olsun ister miydiniz?

Bazen bunu delice arzuladığım anlar oluyor. Şehir şehir dolaşmaktan kurtulayım, yakamdan kravatı atayım, çalışma odamda sadece yazma zevkiyle baş başa kalayım istiyorum. Ama böyle yaptığımda tek satır yazamayacağımı da iyi biliyorum. Ben daha on bir on iki yaşında babamın yanında inşaatta çalışmaya başladım. Hayatım hep hareketli geçti. Yazma eylemini de bu hareketin bir parçası yaptım. Otobüs yolculukları olmayacaksa, bir otogarda evsiz birisiyle çene çalmayacaksam, bir öğrencimden pembe hayaller dinlemeyeceksem yazmak için nereden beslenebilirim ki? Yazmak tek hayat olamaz. Hayatın parçası olabilir en fazla.

 

7)Benimde bizzat şahit olduğum bir konu var.Ders anlatmayı seviyorsunuz ve bu konuda birçok çalışmalarınız var .Bunun yanında akademik çalışmalar da…Birçok öğrencinize edebiyat sevgisini aşılayıp onları hayallerine yaklaştırıyorsunuz(benim gibiJ) Yazı yazmak ve ders anlatmak sizce ne kadar benziyor?

Evet, benim mesleğim öğretmenlik. Ama ben kendimi hiçbir zaman öğretmen yazar olarak hissetmedim. Belki de yazma eylemi bir kaçış yeri. Kalemi elime aldığımda ya da klavyenin başına geçtiğimde artık öğretmenliği, memurluğu unutuyorum. Kendi hayatımın katı gerçeğinden uzaklaşma imkânı sağlıyor bana yazmak. Böylece başka hayatlara yaklaşabiliyorum. Onun dışında öğretmenliği ve edebiyat anlatmayı elbette seviyorum. Ve hiçbir zaman da kuru bilgi vermeyi amaçlamadım. İsimleri kitaplarda yazılı tüm o yazarlar birer insandılar ve birer hayatları oldu. Aynı şekilde her kitabın da yazılış hikâyesi vardır. Galiba bu nedenle öğrencilerim tarafından sevildim.

 

8)Okurlarınızın sizi tarz olarak yakın bulduğu bir yazar var mı?

Muhakkak etkilendiğim yazarlar var. Zaten bana göre edebiyat bağlamında insanın tek orijinal sözü “kalu bela”dır. Onu da nihayetinde bir soruya karşılık olarak söylemiştir. Tabi okurlardan bana bu yönde herhangi bir bildirim gelmediğini de belirtmeliyim.

 

9)Ulaşamadığınız biri ile tanışıp sohbet etme olanağınız olsaydı bu kim olurdu?Ondan  neler öğrenmek isterdiniz?

Bu kesinlikle bir yazar olmazdı. Kitaplarını okumak bir yazarla konuşmak anlamına geliyor. Sonra zaten biraz bana benziyorlarsa bir yazarla konuşmak çok da ilgi çekici değildir. Çünkü onlar iyi konuşabildikleri için değil iyi yazabildikleri için büyüktürler. Böyle bir imkânım olsaydı iki yüz yıl sonra yaşayan herhangi birisi, belki de torunumun torunlarının torunlarından birisi de olabilir mesela, oturup çay içmek isterdim. Ne de olsa bugünü en iyi yarında yaşayacaklar mantıklı değerlendirebilir. O meçhul kişiden günümüzün hatalarının, saçmalıklarının neler olduğunu öğrenmek isterdim.

 

10)Anlatmaktan çok hoşlandığınız şehir hangisidir?Hangi yönü sizi etkiliyor?

Ben Mersin’de doğdum ve büyüdüm, Samsun’da üniversite okudum, Diyarbakır’da askerlik yaptım. Mersin’in Gülnar ilçesinde, Fatsa’da, Giresun’da öğretmenlik yaptım. Hâlihazırda Ankara’da yaşıyorum. Bu nedenle tek bir şehri özellikle anlatma çabam yoktur. Kurgularımda Diyarbakır hariç bu şehirler bir şekilde geçer. Diyarbakır’da iken doldurduğum ajandayı kaybettim maalesef. İçinde özellikle surlarla ilgili yazılar ve Diyarbakır sokaklarında geçen hikâyeler vardı. Bu yerler arasında en kolay anlattığım yer Mersin’dir. Tabi bir metropol olan Mersin değil. Erdemli ilçesinin yörük köylerini anlatmayı severim. Bu da olağan. Ben orada doğdum, yörük kültürünün son kalıntılarını gördüm ve bir oranda o kültürü yaşadım. Oralarda kısa gülünç hikâyelere gasavan denilir. Bir anlamda çocukluğumdan itibaren gaz lambalarının cılız aydınlığında başta babam olmak üzere büyüklerden dinlediğim gasavanlarla hikâye yazmaya hazırlandım. Dar bir memleketçilik sınırlarında hapsolmamak kaydıyla Mersin’in yörük köylerini anlatmayı sevdiğimi söyleyebilirim.

 

11)Kitaplarınızda kendinizden soyutlanmış karakterleri mi yoksa sizi yansıtan karakterleri mi anlatmak daha güzel geliyor?

Birkaç yıl önceye dek kendi hayatımın hiç de anlatılacak bir çekiciliği olmadığını düşünürdüm. O yüzden gasavan kültürü etkisiyle yazdığım birkaç hikâye denemesi hariç tanıdığım insanları, şahidi olduğum olayları anlatmazdım. Yani hayatımdan özellikle uzak dururdum. Fakat birkaç yıl önce yanıldığımı anladım. Adına çatma adı verilen bir yörük çadırının orta direğine asılı gaz lambasının aydınlığında Kemalettin Tuğcu romanları okuyan bir çocuk, doksan beş yaşında Aziz Nesin okuyabilen bir imam hatip öğrencisi, sıva-seramik-boya yaparken veya kalıp çakıp duvar örerken okuduğu bir romanı hatırlayan o inşaat ustasının hayatında anlatılmaya değecek yığınla malzeme vardı. Bu sıralar yazdığım üç farklı romanda da beni temsil eden bir karakter yerine doğrudan ben olarak kurguya dâhil oluyorum. Ayrıca Arka Bahçenin Çocuğu adlı otobiyografik bir romanı da bir taraftan yazıyorum

12)Kitaplarınızı yazarken en büyük destekçiniz kim oldu?

Çocuklarımın ve eşimin zamanlarından çaldığımı itiraf etmeliyim. Maalesef öyledir. Bir yazarın eşi yalnız yatar. Çocuklar okuldan geldiklerinde çoğunlukla uykusuz bir baba görürler. Bu anlamda en büyük zorunlu destek illa ki ailemden gelmiştir

13)En son hangi oyunu izlediniz?

En son Cüneyt Gökçer Sahnesinde eşim ve çocuklarımla birlikte Çamaşırhane adlı oyunu izledik.

 

Benimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için,bana böyle mükemmel bir sohbeti tattırdığı için Sayın Hocam Değerli Yazar Ahmet Yavuz’a çok teşekkür ederim.

 

Oldukça keyifli bir sohbet,mükemmel bir röportajdı.Bence kesinlikle Sayın Ahmet YAVUZ’UN bir kitabını okumalısınız  bayılıcaksınız.

Tekrar teşekkürler

 

 

src haber Editörü Zuhal KOCA

 

Etiketler: » » » » »
Share
1430 Kez Görüntülendi.
#

SENDE YORUM YAZ

4+1 = ?

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI